Diyetisyenlerin Çalışma Alanları


Diyetisyenlerin Çalışma Alanları

Diyetisyenlerin uzmanlık alanına göre çeşitli fonksiyonları bulunsa da en temelde besinlerin analiz edilmesi ve toplumun beslenme alışkanlıklarının kontrol edilmesi geldiğinden dolayı, diyetisyenlerin besinle ilgili her alanda çalışma imkânı bulduğunu söylemek yanlış olmaz. Diyetisyenler, kaynaktan, insan midesine kadar geçen süreçte gıdaların uğradığı işlemleri, bu işlemlerin gıdanın besin değerlerine olan etkisi, besinin insan vücuduna olan etkisini analiz eden meslek grubudur.

Çalışma alanı olarak ölçeklendirirsek doğrudan bireylere hizmet, toplu yemek tüketiminde hizmet ve sosyolojik çapta beslenme alışkanlıklarının analizi ve yönetimi şeklinde sıralayabiliriz.

Bireylere Hizmet

Günümüzde obezite olmasa da aşırı kiloların insanlar için büyük sorunlar teşkil ettiği bilinen bir gerçek. Çoğu zaman sadece yemenin kesilmesi ve spor egzersizleriyle kilo vermenin mümkün olmadığını gözlemliyoruz. Zayıflama sağlansa bile vücut fonksiyonlarında meydana gelen kayıpların telafi edilemediği büyük bir gerçek. Diyetisyenler bu gibi durumlarda kişinin kendi bünyesine uygun diyet listeleri hazırlayarak sağlıklı ve sürece yayılmış kilo kaybını sağlıyorlar.

Zayıflama kliniklerinde çalışarak gelen herkese hizmet verebiliyorlar. Bu durumda daha standartlaşmış diyet listeleri ve tavsiyelerden bahsetmek mümkün. Bazı durumlarda ise diyetisyenler özel olarak bir veya birkaç kişi ile ilgilenebiliyorlar. Bu ilginin düzeyi oldukça fazla. Neredeyse kişinin aldığı her kaloriye müdahale etme imkanları oluyor. Böyle bir durumda diyetisyenlere başvuranların ceplerinin oldukça kabarık olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Yemek Sektöründe Hizmet

Toplumun beslenme alışkanlıklarının analiz edilerek bu analiz sonuçlarının toplu yemek dağıtımlarında kullanılmasını sağlayan meslek grubu diyetisyenlerdir. Kişilerin tercih edeceği yemek türlerini, bu yemeklerle alacağı kalori miktarını hesaplayarak dengeli beslenilmesini sağlarlar. Örnek vermek gerekirse dengeli yemek çıkaramayan iş yerlerinde performans düşüşü gözlemlenir. Tam tersinde ise dengeli ve toplumun beslenme alışkanlıklarıyla paralel yemeklerin çıktığı iş yerlerinde ise işçi performansı yükselir. Yani girdi maliyetlerinin azaltılması noktasında da diyetisyenlere büyük roller düşmektedir.

Bilindiği üzere toplu yemek dağıtımı oldukça komplike bir süreçtir. Bu işin teknik ve lojistik kısmı bir kenara, diyetisyeni ilgilendiren kalori kısmı dahi oldukça karmaşıktır. Diyetisyenlerin bu hesapları doğru olarak yapabilmesi, topluluğu oluşturan bireylerin ihtiyaçlarını gözetebiliyor olması gerekir. Örneğin iş yerlerinde bu süreç daha basit ve standart ilerler. Ancak yılda bir kez ve bir ay boyunca verilen iftar yemeklerinde, yemeğe gelen kitlenin oldukça çeşitli olduğu da düşünülürse işin ne kadar komplike olduğu anlaşılır. Ayrıca bu gibi organizasyonlarda diyetisyenin hesaba katması gereken bir başka değişken ise gelenlerin uzun süre aç kaldığı gerçeğidir. Bu durum tüm denklemi baştan sona kadar değiştirir.

Sosyolojik Analiz

Büyük yemek firmalarında ve iş yerlerinde toplumun beslenme alışkanlıklarının analiz edilmesi, sağlıksız ve dengesiz beslenmenin sonuçlarının araştırılması, otoritelere rapor halinde sunulması gibi işlerden de diyetisyenler sorumludur. Bu gibi bir iş yüksek analitik zekâ gerektirdiğinden dolayı yapması oldukça zordur. Ayrıca makro çapta ekonomik tasarruflar için gerekli analizleri doğrudan olmasa da dolaylı olarak beslenme raporlarını hazırlayan diyetisyenler yapar.

Ayrıca bu alanda uzmanlaşan diyetisyenler ilgili bakanlığın bünyesinde ve üniversitelerde de istihdam edilebilmektedir. Başlıca amaçları toplumun beslenme alışkanlıklarının bilimsel olarak analiz edilmesi ve bu analizlere göre alınabilecek önlemlerin belirlenmesidir. Bakanlık nezdindeki karar vericiler için oldukça özel raporlar hazırlayarak toplumun beslenme alışkanlıklarına nüfuz edebilirler.

Diyetisyen İş İmkanları

İstatistiksel veriler incelendiğinde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde şişman insan sayısının günden güne büyük bir hızla arttığı gözlemlenecektir. Şişman insan sayısındaki artışın bir benzeri, oransal da olsa sürekli olarak zayıflayan insanlarda da görülmektedir. Ayrıca toplumsal bilincin gelişmesiyle beraber sağlıklı beslenmek isteyen insanların sayısı da azımsanamayacak kadar çoktur. Kısacası öyle ya da böyle toplumdaki her birey hayatının bir kesiminde veya tamamında beslenme uzmanına ihtiyaç duymaktadır. Hal böyle olunca, diyetisyenlerin iş alanları da artmakta; ihtiyaç duyan insan sayısına bağlı olarak hayatlarını idame ettirme kapasiteleri artmaktadır. Ancak her meslekte olduğu gibi diyetisyenlikte de rekabet oldukça fazladır. Ülkemizdeki üniversitelerin kapasitesinin çok üzerinde mezun vermeye başlamasıyla beraber diyetisyenlerin başvurabileceği işlerin neredeyse tamamında yüksek nitelik aranmaya başlamıştır. Yani bölümü okurken yalnızca okumak değil, spesifik bir alanda kendinizi geliştirmek zorundasınız. Eğer formasyon kısmınız tam ise beslenme ve diyetetik bölümünü okuduktan sonra yapabileceğiniz iş sayısı oldukça fazladır.

1. Serbest Diyetisyenlik

Beslenme ve diyetetik bölümünden mezun olanların ilk amacı klinik açmak olsa da çoğu zaman bu hedefe ulaşmak oldukça zordur. Herhangi bir hasta deneyimi olmadan, doğrudan doğruya klinik açılması oldukça mantıksız bir yatırım olacaktır. Genel olarak on yıl kadar diğer yerlerde çalışılmasından sonra klinik açılması tavsiye edilmektedir. Bu hem meslekte tecrübe kazanmak için yeterli bir süredir hem de gerekli ünün sağlanması, çevrenin oluşturulması için yeterli bir süredir. Unutulmaması gereken nokta, zayıflama kliniği açmak için onlarca farklı denetlemeden geçmek gerektiğidir.

2. Adrese Teslim Diyet Yemek ve Toplu Beslenme Şirketleri

İş yaşamı ve hayat koşulları insanların kısa sürede yemeğe ulaşma ihtiyacını artırmaktadır. Başta gelişmiş ülkeler olmak üzere ülkemizde de adrese teslim diyet yemek sektöründe hızlı bir gelişim görmekteyiz. Başta İstanbul, Ankara ve İzmir olmak üzere yaklaşık otuz ilde adrese teslim diyet yemek şirketleri kurulmuş durumdadır. Bu şirketlerin tamamı çok sayıda beslenme ve diyetetik uzmanı ile çalışmaktadır. Sektörde şirket sayısı arttıkça diyetisyene olan ihtiyaç da artmaktadır.

Ayrıca, diyet olmasa da toplu yemek sunan şirketlerde de diyetisyen çalıştırılması kanuni zorunluluktur. Birden fazla insana yemek verildiği için, bu şirketlerin hazırladığı menüler toplum sağlığını ve gelişimini etkileyen türdendir. Bu şirketlerde diyetisyen çalıştırılması sayesinde toplum sağlığı garanti altına alınmaktadır. Ülkemizde binlerce toplu yemek dağıtımı yapan şirket bulunduğu için, diyetisyene olan ihtiyaç da bir hayli fazladır. Mezun olduktan sonra başvurulabilecek yerlerin başında bu şirketler gelmektedir. Bir çok beslenme ve diyetetik öğrencisi stajlarını bu şirketlerde yapmakta; okulunu bitirdikten sonra da staj yaptığı şirkette çalışmaya başlamaktadır. Toplu yemek verilen insan sayısı on ile on bin arasında değişebildiğinden dolayı, her şirketin bir ile on arasında diyetisyene ihtiyacı olmaktadır.

3. Hastaneler ve Toplum Sağlığı Merkezleri

Diyetisyenler toplum sağlığını kontrol etmek, bireysel sorunları ortadan kaldırmak amacıyla hastanelerde ve toplum sağlığı merkezlerinde çalışırlar. Buralarda tıbbi tekniklerden de yararlanarak insanların beslenme düzenlerini oluşturmaya, bölgesel alışkanlıklar ışığında sağlıklı bir menü oluşturmaya çalışırlar. İlgili bölümden mezun olduktan sonra iş bulunabilecek yerlerin başında da hastaneler ve toplum sağlığı merkezleri gelmektedir.

4. Oteller

Her otel aynı zamanda toplu şekilde yemek verilen mekanlardır. Bu ortamlarda sunulan yemeklerin dikkatli ve insan sağlığına uygun şekilde hazırlanması kanuni bir zorunluluktur. Eğer otel yemek hizmetini bir şirketten almak yerine kendi yapmayı tercih ediyorsa mutlaka bir diyetisyen çalıştırmak zorundadır. Otelin büyüklüğüne göre değişen şekilde de çalıştırdığı diyetisyen sayısı artabilmektedir. Günümüzde, toplu yemek dağıtan şirketlerden sonra en çok iş imkanının olduğu yerler otellerdir. Yeni mezunların bir çoğu otellerde staj yapmakta, sonrasında ise buralarda işe başlamaktadır. Güney bölgelerindeki otellerin mevsimlik olması, burada işe giren diyetisyenlerin mevsimlik bazı sıkıntılar yaşamasını sağladığından dolayı pek tercih edilmez. Daha çok İzmir, Ankara ve İstanbul otelleri diyetisyenlerin hedefindedir.

5. Güzellik Merkezleri

Güzellik ile kilo arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Aşırı kilolu olmanın, güzelliğin önünde engel olduğu düşünülmektedir. Güzellik merkezleri bir bütün olarak vücudu estetik hale getirme amacındadırlar. Estetik müdahalelerin başında da kilolara yapılan müdahaleler gelmektedir. Vücuttaki yağlar ve estetik görünmeyen diğer bölümler estetik müdahalelerle estetik hale getirilir ancak bunların kalıcı olabilmesi için beslenme alışkanlıklarının da düzenlenmesi gerekir. İşte bu noktada diyetisyenler devreye girer. Güzellik merkezlerinin diyetisyen çalıştırması kanuni zorunluluk olmasa da iyi bir hizmet kalitesi sunabilmek için mecburidir. Estetik operasyonlardan önce veya sonra, bazen de her iki zamanda kişinin beslenme alışkanlıklarını kontrol etmek amacıyla diyetisyen seansları düzenlenir.

6. Akademisyenlik

Ülkemizde beslenme ve diyetetik üzerine açılan bölüm sayısı oldukça fazladır. Doğal olarak bu bölümlerin akademisyen ihtiyacı da oldukça fazladır. Beslenme, insan vücudu ve teknolojiler sabit kalmadığı için, tüm bunları takip edebilecek yetişmiş personele ihtiyaç duyulur. Ayrıca yeni öğrenciler yetiştirerek hem akademinin hem de piyasanın desteklenmesi gerekmektedir.

İlgili bölümü okuyanların yaklaşık olarak yüzde onu akademide kalmayı tercih etmektedir. Daha spesifik bir konu üzerine yüksek lisans ve doktora yapıldıktan sonra ilgili sınavlara girilmekte, sonrasında ise araştırma görevlisi olarak işe başlanmaktadır. Akademiye girenlerden beklenen temel şey, sektöre yönelik araştırmalar yapmak ve beslenme alışkanlıklarını analiz etmek; bu analizlerden hareketle de yenilikçi çalışmalar yapmaktır. Ülkemiz beslenme ve diyetetik konusunda ortalama bir seviyeye sahiptir. Bu sebepten ötürü de bu bölümün akademik kısmına ciddi destekler sunulmakta; araştırma ödenekleri ayrılmaktadır.

Diyetisyen Kliniği Nasıl Açılır?

Diyetisyen kliniği açmak isteyenlerin öncelikle sektörde uzun bir deneyim elde etmesi gerekmektedir. Bu gereklilik kanuni bir zorunluluk değildir ancak başarıya ulaşmak için de olmazsa olmazdır. Sektör deneyiminin edinildiği süre boyunca aynı zamanda çevre de oluşturulabilir. Cemiyet olarak adlandırabileceğimiz bu çevre sayesinde açılan kliniğin başarıya ulaşması daha kolaydır. Klinik açmak bir takım zorluklar getirse de aynı zamanda birçok özgürlük de sağlamaktadır.

Öncelikle diyetisyen kliniği açmak için herhangi bir metraj sınırlaması bulunmaz. Yani oldukça ufak alanlarda dahi kliniği açıp işletebilirsiniz. Bunun dışında eğer apartman dairesinde ofisinizi açacaksanız binada kalanlardan izin alıp bunu yönetim defterine işletmeniz gerekmektedir. Bazı ekstra evraklar olabilmekle birlikte genel olarak istenen evraklar şunlardır:

  • Eğer size bağlı şirket üzerinden kliniği açmıyorsanız iki adet vesikalık fotoğraf,
  • İkametgahınızı belirten bir belge ve nüfus cüzdanınızın arkalı önlü fotokopisi,
  • Adli sicilinizi ortaya koyan ve adliyeden alınmış belge,
  • Sosyal sigortalar kurumuna olan bağlılığınızı kanıtlar nitelikte bir belge,
  • Kliniği işletecek olan kişinin kimlik bilgilerini de içeren İşletici Kimlik Bildirme Belgesi ve fotokopisi,
  • Beslenme ve Diyetetik bölümünden mezun olduğunuza dair belgenizin fotokopisi,
  • İmza sirküleri ve Ticaret Sicil Gazetesi’ne kayıt yapıldığına dair belgeler ile bunların fotokopisi,
  • Vergi levhası,
  • İlgili kliniğin kira sözleşmesi,
  • İşyerinin detaylı bir krokisi. Krokinin yetkili birisi tarafından çizilmesi gerekmektedir,
  • Ayrıca kliniğin güvenlik ekipmanlarının tam olması gerekmektedir. Yangın tüpleri, görüntüleme ve izleme ekipmanları gibi.

Duruma göre tüm bu belgelere ek bazı belgeler de istenebilir.

Diyetisyenlerin Maaş Durumu

Diyetisyenlerin maaşları çalıştıkları sektöre, çalıştıkları kuruma, sektör tecrübelerine ve bulundukları pozisyona göre değişmektedir. Ülkemizdeki diyetisyen maaşlarının ise tatmin edici seviyelerde olduğunu söylemek mümkündür. Bilinmesi gereken temel nokta, diyetisyenlikte maaşların oldukça değişken olduğudur. Popülarite, sosyal medya kullanımı, klinik sahibi olmak gibi faktörler de işin içerisine katıldığında kazançlar inanılmaz seviyelere ulaşabilmektedir. Müşteri kitlesinin orta – üst olması halinde aylık on – on iki bin lira civarında para kazanmak mümkün iken; kendinize ait klinik açmanız durumunda bu kazanç dörde hatta beşe katlanabilmektedir.

Sektördeki maaşlar ise iş kapasitesi ile doğrudan alakalıdır. Diyetisyenlerin genel olarak altı ayrı kolda çalıştığınızı söyleyebiliriz. Bu kolların tamamında da yeni mezun diyetisyenlere verilen maaşlar eşittir. Sonrasında, kişinin kapasitesine ve çalışma azmine göre değişen ölçülerde artışlar sürekli olarak yapılır. Oteller, toplu yemek şirketleri, diyet yemek şirketleri, oteller ve hastaneler diyetisyenlerin çalışabileceği alanlardır. Bu alanların tamamında da maaşlar maksimum olarak beş – altı bin liraya kadar çıkmaktadır. Ekstrem bir durum olduğu sürece, bu ücretlerin üstünde kazanmak isteyenlerin mutlaka ama mutlaka kendi kliniklerini açması gerekir.

Ayrıca belirtilmesi gereken bir diğer nokta ise sektörde rekabetin fazla olduğudur. Ülkemizdeki Beslenme ve Diyetetik bölümü mezunlarının sayısı her gün biraz daha artmaktadır. İyi ya da kötü bir eğitim fark etmeksizin sektöre bu kadar fazla insanın giriyor olmasından dolayı fiyatlar aşağı çekilmekte, her yeni mezun iş bulmak konusunda sıkıntılar yaşayabilmektedir. O yüzden bölümün okunduğu süre boyunca verilen eğitimin dışında da kendinizi geliştirmeniz, sektör tecrübesi edinmek için staj yapmanız gerekmektedir.

Genel olarak, ortalama bir diyetisyen maaşının dört – beş bin lira arasında olduğunu; pozisyonun yükselmesiyle beraber bu ücretin on – on iki bin liralara çıkabileceğini söyleyebiliriz. Eğer online diyetisyenlik gibi şeyler de yapılırsa kazanılan paralar katlanarak artar. Müşteri kitlesinin doğru belirlenmesi sayesinde kazanılan ücretler otuz – kırk bin liralara çıkabilir.

Türkiye’de Diyetisyen Olmak

Türkiye’de diyetisyen olmak isteyenlerin kafasındaki soruları üç ana başlık altında toplamak mümkün. Bu ayrımları yapmadan önce ise genel olarak ülkemizde diyetisyenliğin görece kolay olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar gelişmekte olan ülke olsak da istatistikler incelendiğinde toplumumuzun ortalama kilolara sahip olduğunu görürüz. Bu sebepten ötürü de aşırı kilolu insanların başvurma oranı düşüktür. Genelde sağlıklı beslenmek, bölgesel olarak zayıflamak isteyenler diyetisyenlere başvurmaktadır. Gelişmiş bir ülke olan Amerika Birleşik Devletleri’nde ise diyetisyenlere başvuranların temel amacı obeziteden kurtulmaktır.

1. Beslenme ve Diyetetik Bölümüne Giriş Öncesi

Beslenme alışkanlıkları, yaşam tarzları ve iş ortamına bağlı olarak toplumun ortalama kilosu sürekli olarak artmaktadır. Kimi insanlar hızlı şekilde kilo alıp obeziteye yelken açarken, kimi insanlar da bölgesel olarak kilo almaktadır. Bu ortalama kilo artışına bağlı olarak da ülkemizde Beslenme ve Diyetetik bölümü sayısında ciddi artışlar olmuştur. Bölüm sayısının artmasından dolayı yaban puanlar düşmüş, bölümü kazanma ihtimali de bir o kadar artmıştır. İlgili bölümü okumadan önce işin detayları iyice araştırılmalı, sektörün durumu bilinmeli ve ona göre tercih yapılmalıdır.

2. Beslenme ve Diyetetik Bölümü ve Sektöre Giriş

Bölüm dört yıllık olduğu için eğitim programında ciddi derecede teorik ve pratik ders bulunmaktadır. Staj zorunluluğu bulunur. Bu sebepten ötürü, sanıldığının aksine okuması kolay bir bölüm değildir. Mesleğe girdikten sonra karşılaşılabilecek zorluklardan ötürü mutlaka istenerek okunması gerekmektedir. Bölüm dahilinde birey ve toplum sağlığı, beslenme alışkanlıkları ve trendler ele alınmaktadır. Mezun olunduktan sonra birçok sektörde iş imkanı olmasına rağmen rekabet fazla olduğu için okunan süre boyunca bazı spesifik alanlarda kendinizi geliştirmeniz gerekir. Genelde ilk iş yeri, okul döneminde staj yapılan yerlerden bir tanesi olmaktadır.

3. Sektörün Durumu

Türkiye’de diyetisyen olmanın asıl inceleneceği başlık burasıdır. Ülkemizde diyetisyenlere başvurma oranı hala düşük seviyededir. Bunun temel sebebi, beslenme alışkanlıklarına dair bilincin düşük olmasıdır. Kişiler aldıkları kiloları evde hazırladıkları programlar ile verebileceklerini düşünmekte; kilo almalarının altında yatan sebepleri göz ardı ederek hareket etmektedirler. Ülkemizin araştırma kapasitesinin düşük olmasından dolayı da sektörün görece geriden geldiğini söyleyebiliriz ancak akademik arayışın artmasından dolayı diyetisyenliğin normlarına dair gelişimler sürmektedir. Genel olarak diyetisyenlerin rahat olduğunu, iş imkanlarının yüksek olduğunu da söyleyebiliriz. Sektörde kalıcı olmak isteyenlerin mutlaka kendilerini geliştirmesi gerekmektedir.